Antik çağ taş işçiliğinin derinliklerine inildiğinde yontulan her basamağın ve örülen her kemerin arkasında iki farklı medeniyetin evrenle insanla ve güçle kurduğu özgün ilişki yatar. Yunan ve Roma tiyatroları arasındaki uçurum basit bir mimari üslup farkını fersah fersah aşar. Bu durum doğaya teslim olan bir dinsel rasyonellik ile doğayı dize getiren bir imparatorluk mühendisliğinin çatışmasıdır.
Yunan mimarlık zihninde doğa kucaklanması gereken ilahi bir mimardır. MÖ 4. yüzyılda Polykleitos tarafından inşa edilen Mora yarımadasındaki ünlü Epidaurus Tiyatrosu bu anlayışın somut örneğidir. Epidaurus’un caveası yani oturma basamakları Cynortion Dağı’nın doğal eğimine muazzam bir zarafetle yaslanır. Mimar dağı kazıp şekillendirirken topoğrafyanın ritmine eksiksiz uyar. Epidaurusun en üst sırasındaki bir seyirci sahnede oynanan Oedipus Rex veya Medea tragedyasını izlerken bakış açısının arka fonunda Argolid vadisinin büyüleyici manzarasını zeytin koruluklarını ve uzaktaki dağ siluetlerini görür. Tiyatro ile doğa arasında kesintisiz bir süreklilik mevcuttur. Atina Akropolisinin güney yamacına yaslanan Dionysos Tiyatrosu da bu felsefenin doğduğu yerdir.
Romalılar ise topoğrafyanın kendilerine dikte ettiği şartlara boyun eğmek yerine kendi kurallarını koymayı tercih ettiler. MS 2. yüzyılda Antalya Serik’te inşa edilen ve günümüze en eksiksiz şekliyle ulaşan Aspendos Tiyatrosu’na bakıldığında bu zihniyet sıçraması net şekilde görülür. Mimar Zenon bir dağ yamacına ihtiyaç duymadan hareket etmiştir. Romalılar geliştirdikleri mucizevi harçlar yani opus caementicium ile kemer ve tonoz sistemlerini kullanarak düz arazi üzerine devasa kütleler dikebilmişlerdir. Aspendos’un dış cephesini saran muazzam tonozlu galeriler yapıyı tek başına yükselen bağımsız bir abideye dönüştürür. Romalı için mekân doğanın elinden sökülüp alınan ve insan iradesiyle yeniden tanımlanan bir alandır.
Yunan tiyatrosunda orkestra tam bir daireyi aşan geniş kavisli yapısıyla mekanın kalbidir. Burası oyuncuların hareket ettiği bir zemin olmanın yanında Dionysos ritüellerinin sürdürüldüğü korunun dinsel şarkılar söyleyip dans ettiği ibadet sahasıdır. Yunan düşüncesinde tiyatro polis yani şehir devleti yurttaşlarının ortak vicdanını tazelediği ahlaki bir arınma yani katharsis alanıdır. Perikles dönemindeki Atina’da durumu olmayan yurttaşların tiyatroya gelebilmesi için devlete ait Theorikon fonundan bilet ücretleri ödenirdi. Çünkü tiyatro toplumsal eşitliğin ve yurttaşlık bilincinin aşılandığı kamusal bir okuldur.
Roma hakimiyeti altında ise orkestra alanının kutsallığı tamamen silinir. Dinsel bağların kopmasıyla birlikte Roma tiyatrolarında orkestra yarım daireye daraltılır ve sahneye yapışık bir seyir platformuna dönüştürülür. Aspendos’ta veya Sde Boker ve Hierapolis gibi Roma tiyatrolarında orkestra dinsel ritüel alanı yerine cella magistratus adı verilen özel bölmelerin senatörlerin kamu görevlilerinin ve kentin varlıklı elitlerinin kendilerine ayrılmış mermer koltuklarında oturduğu bir imtiyaz sahnesidir. Roma toplumundaki katı sınıfsal hiyerarşi oturma planına doğrudan yansır. En alt basamaklarda imparator ve aristokrasi yer alırken diazomanın yani yatay geçidin üzerindeki üst katlara doğru gittikçe halk en üstteki kemerli galerilerin altına ise azatlı köleler ve kadınlar geçer. Tiyatro ahlaki bir ders yeri olmaktan çıkıp Panem et Circenses yani Ekmek ve Sirk politikası doğrultusunda kitlelerin uyuşturulduğu bir eğlence sektörüne dönüşür.
Yunan tiyatrolarında skene yani sahne binası son derece alçak ahşap veya basit taş strüktürlerden oluşurdu. Çünkü temel amaç seyircinin bakışını arkadaki doğal manzaradan koparmamaktı. Doğa oyunun en görkemli dekoru konumundaydı.
Roma mimarisi ise dış dünyayı tamamen dışarıda bırakmayı hedefler. Aspendos’un 28 metre yüksekliğindeki devasa sahne binası yani scaenae frons caveanın en üst basamaklarıyla aynı yüksekliğe ulaşır. Böylece tiyatro dış dünya ile bağını tamamen kesen içeriye kapalı görkemli bir kutuya dönüşür. Yunan’ın sunduğu doğal manzaranın yerini Roma sahne binasının çok katlı mimarisi alır. Aspendos’ta sahne duvarı alt katında İyon üst katında Korint düzeninde dizilmiş sütunlar nişler girintiler çıkıntılar ve mitolojik heykellerle bezenmiş yapay bir ihtişam abidesidir. Seyirci arkadaki dağları veya denizi görmek yerine gözünü İmparatorluğun insan eliyle yarattığı bu görkemli mimari güce diker.
Yunan tiyatrolarında kitle akışı son derece ilkeldi. Epidaurus veya Priene tiyatrolarında binlerce seyirci sahnenin iki yanında yer alan parados adlı açık geçitlerden içeri girip çıkmak durumundaydı. Bu durum oyun öncesi ve sonrasında saatler süren izdihamlara karmaşaya ve kontrolsüz kalabalıklara yol açardı.
Romalı mühendisler imparatorluk nüfusunun yarattığı bu büyük lojistik problemi dâhiyane bir yöntemle çözdüler. Tonoz mimarisinin imkanlarıyla caveanın altına iç koridorlar ve merdiven ağları entegre edildi. Vomitorium yani kelime anlamıyla kusma kanalları adı verilen bu geniş tonozlu çıkışlar sayesinde Aspendos’ta 15 bin kişilik devasa bir kitle gösteri bittiği anda birbirini ezmeden saniyeler içinde yapıyı tahliye edebiliyordu.
Yunan tiyatrosuna adım attığınızda doğaye teslim olmuş sadeliği evrensel adalet arayışını ve bir kentin ortak ruhunu hissedersiniz. Bir Roma tiyatrosuna girdiğinizde ise sizi karşılayan şey insan mühendisliğinin doğaya savurduğu meydan okuma ihtişamla gözü boyanan kitleler ve taşın üzerine kazınmış bir imparatorluk kudretidir.
Ark. M.Yıldız
Reviewed by World Arkeoloji
on
Eylül 10, 2026
Rating:

Hiç yorum yok: